Şöyle bir geriye doğru dönüp baktım da dikkatimi çekti, kendime dair birşeyler karalamayalı uzun zaman olmuş. Neden bu kadar uzun zaman olmuş diye düşündüm ama net bir cevap bulamadım. Birazcık bunları anlatmak istedim. Dilim döner de becerebilir miyim orası muamma..
Aslında düşüncesiz değilimdir, en az standart bir insanın olduğu kadar. Boş boş konuşmayı da sevmem, yine aynı şekilde standart bir insanın yapabildiği kadar. Bu gerçeklerin ışığında standart bir insan olduğum düşüncesini benimsemiştim, ta ki kısa zaman öncesine kadar. Standart bir insan değilmişim aslında. Ben sadece hayatın monoton döngüsü içerisinde kalmış ve artık lazım olmadığını zannederek düşünmeyi unutmuşum. Düşüncesiz miyim? Hayır, sadece düşünmemişim. İhtiyaç duymamışım. Kendi kendime kalıp da şöyle kendimle bir hasbihal edememişim. Niye edememişim veya neden etmemişim buna da bir cevabım yok.
Alışık olduğumuz ve çoğumuzun içerisindeyken kendini güvende hissettiği dar bir çerçeve içerisinde dönüp durmaktan, sorgusuz sualsiz önüne gelenle idare etmeye çalışan, sadece bir kere yaşayacağını bildiği halde boş bir ömür sürmeyi hiç dert etmeyen insanlar olmuşuz. İşin daha kötüsü bunu hayat standardı haline getirmişiz. Tahminen aynı döngü içerisinde ben de itinayla yerini alanlardan olmuşum. Halbuki küçüklüğümüze döndüğümüzde hepimizin kafasında özel biri olduğuna dair düşünceler vardır. Hepimiz küçükken büyük şeyler başaracak veya büyük güçlere sahip olacakmışız gibi hayaller kurarız. Olayın sosyolojik boyutunu aslında incelemek lazım. Çoğunluğun hayatının ilk evrelerinde benimsediği bu düşünceler nasıl oluyor da belli bir süre sonra tamamen çıkıyor hayatından.
Şahsi çözümlemem; doğuyorsun, belli bir yaşa gelip okula başlıyorsun, okul bitiyor iş hayatına atılıyorsun, yine normal döngü içerisinde yerine getirmen gereken sorumluluklar zaten otomatik olarak sana bindirilmiş oluyor. Ne olduk, ne oluyoruz demeden kendini belki çocukken kafanda hayalini kurduğundan çok daha uzak bir noktada buluyorsun kendini. Neden? Sahnedeki oyundan payına biçilen rol o kadar çünkü.
Halbuki Victor Hugo ne güzel söylemiş; “Her insan ölür ama her insan gerçekten yaşamaz” diye. Daha fazla bir şey demeden de bu söz zaten sizi şöyle bir silkeliyor. Ot gibi geliyorsun hayata, her şeyden bihaber, bakıma muhtaç, ilgiye hasret. İlgilenmeseler ertesi günü göremezsin büyük ihtimal. Hayvanat kısmı bu kısımda bizden biraz daha şanslı sayılabilir. Onlar bizim kadar bakıma muhtaç başlamıyor hayata. Belki de o yüzdendir ayakları üzerinde daha rahat durabilmeleri. Sorsan besin piramidinin tepesindeyiz, en zeki canlıyız dünya üzerinde.
En zeki canlıyız eyvallah, peki ne işine yarıyor bu kadar zeka? Bakıp ilgilenen olmasa doğmanla ölmen arasında 1 hafta olmaz. Zekisin ya hani, tek başına kalsana hayatta. Yok öyle bir şey. Tek hücreli abidik gubidik virüs hayatta kalıyor, amip, tenya, kedi, köpek, bilimum canlısı hayatta kalıyor ama.
Çok geç oldu belki ama artık anlayabiliyorum sanırım. Nasıl anlayabiliyorum? Bazı sanatçılardan anlıyorum, bazı bilim adamlarından anlayabiliyorum. Hayatında hiç okula gitmediği halde dünyayı değiştirebilecek bir şey yapmayı becerebilen insanlara baktığımda anlayabiliyorum. Esas nokta yaşamak değil kardeşim. Esas nokta boş yaşamamak.
Seni dünyadaki diğer canlılardan ayıran başlangıçta barındırdığın zayıflıkların değil, sonrasında kazandıkların. Misal, standart bir sığır ile arandaki fark bundan kaynaklanıyor. Sığır aklı kesmeye başladığında bile kendine bir yol çizemez. Yem bulursa yer, yem bulamazsa ölür. Hayatı için bir takım radikal kararlar alamaz, almayı düşünmez, radikal kelimesinin anlamını da bilmez muhtemelen. Ama sen alabilirsin. Daha fazlasını da yapabilirsin. Sadece istersen. İster misin peki?
Yok kardeşim, maalesef istemiyorsun. Korkarım ki standart bir sığır ile aranda aslında çok bir fark olmuyor. Bu söylediğim şey genelleme gibi gözükebilir. Çoğu genelleme aslında hatalıdır. İçerisinde baya bir hata payı içerir. Benim genellememdeki hata payını da dünya üzerinde ismi adınıza gelen ve gerçekten fark yaratabilmiş insanları düşündüğünüzde anlayabilirsiniz. Dünyadan bu güne kadar gelmiş geçmiş milyarlarca insan. Yüzde kaçının ismini bugün hatırlayabiliyoruz?.. Yok di mi aklınızda bi oran? Olmaması da çok normal. Zira oran 100.000’de 1 bile değil.
Eceliyle veya başka sebeplerden dünyadan ayrılan bir sığır ile yine herhangi bir sebepten dünyadan ayrılan bir insan arasında ne fark olduğunu söyleyeyim mi size? Bir tanesi transit yolcu, geldiği gibi gideceği belli. Açık ve net. Diğeri ise geldiği gibi gitmeyebilir. Lakin ne kadar acıdır ki geldiği gibi gitmemeyi başarabilenlerin oranı çok düşük.
Mutluyum, çoğunluğun olduğu gruba dahilim. Mutsuzum, kaçınılmaz olarak unutulanlar arasında yerimi alacağım. Birçoğumuzun alacağı şekilde.
Bir umut halen daha bir şeyler yapılabilir tabi. Lakin cidden zor. Binaenaleyh göreceğiz..
-Yıldız Tarihi 2470, Havaalanına Hava Almaya Giden OnHaKa-