Evet, mücadelede resmi kayıtlara göre 40. günü geride bırakıyoruz. Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse tablo bizim endişe ettiğimiz kadar kötü gitmiyor. Dikkat etmemiz gereken, özen göstermemiz gereken çok şey var ama endişelerimizin bir kısmının yersiz olduğunu görebilecek durumdayız. Sanıyorum mücadelede biraz daha azim gösterebilirsek tabloyu daha kötü yerlere varmadan engellemiş olacağız. Şu anlık tablo aşağıdaki gibi.
Şimdi de gelelim bu mücadele günlerinde psikolojimizin ne gibi bir şekil aldığına.. Evde gün boyu oturup can sıkıntısından patlıyor falan değiliz. Yapacak işlerimiz var, uğraşacak bir dolu şey var. Bundan yana bir sıkıntı yok. En büyük sıkıntı dışarda gezebilme özgürlüğünün elinde olmayışından kaynaklanıyor. Normalde sürekli çıkalım, dolaşalım, gezmelere doymayalım türünden insanlar değiliz çoğumuz. Lakin her istediğinde evden çıkıp rahat rahat gezebilme özgürlüğüne sahip oluşun verdiği bir gönül ve kafa rahatlığı vardı. Şimdi bu hak elimizden alınmış. Çocuklarda gözlemleyebildiğimiz istediğinin olmadığında yaşanan büyük hayal kırıklıkları şu anda biz büyüklerin de üzerinde. Biz büyüklerin dedim de, acaba biz büyükler şimdi çocukları daha mı iyi anlamaya başladık şu sıralar? Özgürlük kavramına da bir başka bakar olduk sanki.
Göz göre göre hayat dışarda akıp giderken, sizin yapabileceğiniz şey çoğunlukla sadece camdan seyredebilmek. İçine girip akışa katılamıyorsunuz yeterince. Bıraksak kendimizi zaman ve mekanın akışına ne güzel olurdu değil mi? Yok işte, olmuyor.
Daha fazla yazıp karamsarlığa davetiye çıkarmayacağım. Doluyuz, lakin dert ve tasa ile dolu olduğumuz kadar umutla da doluyuz. Dünya üzerinde varlığımızı sürdürdüğümüz sürece umut her zaman var olacak. Kendinizi bırakmayın umudun içinde bulunmadığı hiçbir düşünceye. Koyver gitsin dedikleri şeyi koyvermeyin.
Nefes aldığın sürece mücadeleye devam. Ne kadar da garip değil mi? Şu anda mücadele ettiğimiz şey de tam manasıyla nefesimizi kesmeye çalışıyor..

İlk Yorumu Siz Yapın